Hoşnutsuzluğumuzun Kışı

değişir insanlar…….

“Bir gün, dolu dolu bir gün sadece bir değil, birçok şeydir. Yalnızca giderek artan ışığın doruk noktasına varıp tekrar azalmasıyla değil, dokusu ve havası, tınısı ve manasıyla da değişim geçirir; mevsim, sıcak ya da soğuk, rüzgârın yokluğu ya da çeşitliliği gibi binlerce etkenle eğrilir; korkular, tatlar ve buz ya da çimin yapısıyla, tomurcuk, yaprak ya da karalar bağlamış, çıplak dallarla bükülür. Ve bir gün değişirken günün özneleri de değişir, böcekler ve kuşlar, kediler, köpekler, kelebekler ve insanlar.”*

2020 yılının mart günün özneleri değişiverdi ansızın. İnsanlar uyandıklarında kapıların önünde onları bekleyen davetsiz misafir ile güne merhaba demek zorunda kalıverdiler. Yeni “Normal”, günün, haftanın hatta ayın toplistinde sözcüklerin içerisinden sıyırılıp birincilik koltuğunu oturdu. Ne kadar hazırlıksız yakanlanmıştık değil mi? Kavramı alışmamız da çok uzun zaman almadı. Bu zamana kadar farklı kaygılarımız olmuştu, kaygı ile yaşamayı öğrenmiş hatta bu konuda atalarımızdan daha hazırlıklıydık fakat bu kadarı….evet çok hazırlıksız yakalanmıştık. Bu sınavda sorular beklemediğimiz yerden gelmemişti.

“Daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. Ve paradoksal olarak, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir dene­yimdir.”**

Kaygılarımızı kontrol etmemiz, huzursuz eden duygular yerine umudumuzu artırmamız gerekmekte ama ne yazık ki olumsuzu yaymama konusunda hemfikir olsak ta hayatımızı endişelerle örülmüş şekilde yaşamaktayız özellikle de pandemi sürecinde.

“Birazdan kötü bir şey olacakmış hissi” bir çoğumuzun yakından tanık olduğu veya yaşadığı bir duygu durum. Hafif kaygı yaşamın normal bir parçası olsa da süreklilik arz eden endişe her durumda olası en kötü sonucu düşünülmesi söz konusu olduğunda, her şey geriye doğru gitmektedir.

Üniversite sınavından bir gün önce veya iş mülakatından dakikalar önce bir korku dalgası hissettiğiniz son seferi düşünün. Eğer çoğu insan gibiyseniz, ilk içgüdünüz kendi kendinize, önce kontrolsüz bir kaygı hali ardından içerden yükselen korkma. Sakin ol.” sesi olacaktır. Yapılan araştırmalar sonucunda bunun yapılması en yanlış şey olduğu ortaya çıksa da  yüksek uyarılmanın olumsuz bir durumu olan kaygıdan, düşük uyarılmanın olumlu bir durumu olan sakinliğe geçmenin hem son derece zor hem de amaca ters düşen bir şey olduğunu göstermektedir.

Bu zordur çünkü kaygı güçlü bir uyarılma hızına sahiptir. Kalp atış hızımızı, nefes alma hızımızı değiştirir ve bizi dikkatli, tetikte ve uyanık tutmak için tasarlanmış hormonların salınmasını aktive eder.

Ayrıca iki nedenden dolayı da amaca hizmet etmez. İlk olarak, elimizden gelenin en iyisini yapmak için, bu yüksek uyarılma ve aktivasyon durumunda olmamız gerekir. 90 dakikalık bir masajdan çıkar çıkmaz, 1.000 kişi önünde bir açılış konuşması yaptığınızı hayal edin. Sahnede komutayı elde tutmak için yanlış bir enerjiniz olurdu.

İkincisi, anksiyeteden sakinliğe geçmeye çalışmak genellikle geri teper. Sorun şu ki, anksiyete durumuna karşı koyduğumuzda, bu çaba endişemiz konusunda endişeli hissetmemize neden olur, ki bu da bizi daha endişeli yapar ve bu döngü devam eder. Bu, çok satan yazar Mark Manson’un “cehennemden gelen geri bildirim döngüsü” olarak tanımladığı bir fenomendir. Ve size kişisel deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki, hiç eğlenceli değildir.

“Kaygı Yeniden Değerlendirmesi” Büyüsü

Peki bunun alternatifi nedir? Sakin olmaya çalışmayı bırakın. Bunun yerine, kaygıdan heyecana geçiş yapın.

Bu çok daha kolay, daha üretken bir hareket olur, çünkü hem endişe hem de heyecan psikologların “uyarılma duyguları” olarak adlandırdığı şeydir. Bunlar yüksek aktivasyon halleridir.

Bu iki durum arasındaki tek gerçek fark onlar ile ilgili hikayelerimizdir. Kaygı, bir direniş öyküsü içerir. Her şeyin yanlış gittiği, kendimizi tam bir aptal durumuna düşürdüğümüz ve insanları kendimize güldüreceğimiz bir durumu hayal ederken aktif hale geldiğimiz bir durumdur. Heyecan ise, biraz farklı– gelecekten korkmak yerine onu memnuniyetle karşılayan ve dört gözle bekleyen – bir hikaye ile neredeyse aynı fizyolojik durumu içerir.

Bu yüzden kaygıdan heyecana geçiş, sakinleşmeye çalışmaktan çok daha kolaydır. Artık temel fizyolojimizi değiştirmeye çalışmıyoruz. Sadece bu konudaki hikayemizi değiştiriyoruz.

Örneğin Brooks araştırmasında, “anksiyete yeniden değerlendirmesi” nin deneklerin şarkı söyleme ve matematik görevlerinde daha iyi performans göstermelerini sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda gelecekteki stresli olaya yönelmelerini değiştirdiğini buldu. Bu görevleri “tehdit” olarak görmekten, onları “fırsatlar” olarak görmeye geçtiler. Kısacası, heyecan öyküsü için kaygı öyküsünü değiştirdiler.

 

Perpektif Değişimi

Bu değişimi nasıl yapabilirsiniz? Klasik araçlardan biri Victor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı isimli klasik çalışmasından, sıklıkla gözden kaçan, bir pasajdan geliyor. Frankl buna “paradoksal niyet” uygulaması diyor.

Kesinlikle karmaşık değil, hatta alabildiğine kolay korkularınızla yüzleşiyoruz onları eğlenceli hale getiriyoruz, biz bu duyguyu biliyor ve gereken hazırlıklarımızı yaptık. Şimdi sizi rahatsız hissettiren durumun tam tersini dileyin:

  • Ya işten çıkartılırsam: Başlangıç ve bitişleri var ve her son aslında yeni bir başlangıç ben ona o kadar hazırım ki.
  • En önde oturmayım beni sahneye çağırırlar: Kendimi göstermem için harika bir fırsat ve ne zamandır ben bu anı bekliyorum. Hatta sahneye çıkmadan önce kalp atış hızımın olabildiğince yükselmesini istiyorum.
  • Sınavda başarısız olma korkusu : Birazdan içimi saracak o tarifsiz sıcaklığı yeniden hissetmek için o kadar sabırsızlanıyorum ki.

Biliyorum. Çılgınca geliyor. Ancak bu, bükülmüş, ters, kaygı mantığıdır. Olağan direniş alışkanlığımıza kafasına çevirerek yeni bir hikaye yaratıyoruz. Artık endişeden kurtulmaya çalışmıyoruz, şimdi onu yeni bir perspektiften görüyoruz.

Araştırma, bu anahtarın endişe ile birlikte gelen fizyolojik aktivasyon durumundan kurtarmadığını göstermektedir. Bizi sakinleştirmeyebilir. Bununla birlikte, bu yüksek aktivasyon durumuyla ilgili deneyimlerimizi, kaygı işkencesinden heyecan beklentisine değiştirir.

Bu hafta deneyin. Neden korkuyorsunuz? Sizi endişeli yapan nedir? Şimdi onu dört gözle beklemeye başladığınızda ne olacak?

Not: *Kaygılarımızın Kışı, John Steinbeck’in 1961’de yayınlanan son romanıdır. “.

**Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

No votes yet.
Please wait...
Voting is currently disabled, data maintenance in progress.

Yorum Yaz